1 Ekim 2026

Antalya’dan önce son durak: Pasifik

Fiji, Tuvalu ve Avustralya'nın ortaklaşa düzenlediği resmi Pre-COP süreci 5–8 Ekim'de gerçekleşecek. Pasifik'in Antalya'ya taşıdığı üç öncelik açık: 1,5°C hedefini masada tutmak, iklim finansmanına adil erişim ve okyanusu resmi müzakere gündemine taşımak.

Pasifik'in ölçeğini haritada anlamak kolay değil. Pasifik ada bölgesindeki 14 ada devleti binlerce adaya yayılıyor. Kara parçaları küçük ama içinde yaşadıkları ve yönettikleri deniz alanıyla birlikte düşünüldüğünde bölge 30 milyon kilometrekareyi aşan devasa bir coğrafyaya dönüşüyor.

Fiji ve Tuvalu da bu ülkelerden ikisi. Fiji yaklaşık 330 adadan oluşuyor ve bunların yaklaşık üçte birinde insan yaşıyor. Tuvalu ise yalnızca dokuz ada ve mercan halkasından oluşuyor. Toplam kara yüzölçümü yaklaşık 26 kilometrekare.

Bu hafta bu iki ülke iklim diplomasisinin merkezinde olacak. Fiji, Tuvalu ve Avustralya'nın ortaklaşa düzenlediği resmi Pre-COP süreci 5–8 Ekim'de gerçekleşecek. Liderler etkinliği 5–6 Ekim'de Tuvalu ve Fiji'de, bakanlar düzeyindeki Pre-COP ise Fiji'de yapılacak.

Bir denizin içindeki adalar

Pasifikli antropolog Epeli Hau'ofa 1993'te Bizim Adalar Denizi başlıklı kısa ama etkili bir deneme yayımladı.

Hau'ofa'nın itirazı, Pasifik'e dışarıdan bakışaydı. Haritada adalar, uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasına dağılmış küçük, yoksul ve birbirinden uzak noktalar gibi görünüyordu. Oysa Pasifik halkları için deniz, adaları birbirinden ayıran bir boşluk değil, onları birbirine bağlayan bir yoldu.

Ataları binlerce kilometreyi kanolarla aşmış; akrabalık, ticaret ve evlilik ağlarını okyanusun bir ucundan diğerine taşımıştı. Dolayısıyla onların dünyası ayak bastıkları küçük kara parçalarıyla sınırlı değildi. Deniz de evlerinin parçasıydı.

Bu yaklaşımı fazla romantik bulanlar oldu. Ama Hau'ofa'nın düşüncesinin önemli bir siyasi sonucu vardı. Bir topluluğun kendisini nasıl tanımladığı, uluslararası sistemden ne talep edeceğini de değiştirir. Kendinizi yalnızca küçük ve kırılgan bir ada olarak görürseniz yardım istersiniz. Kendinizi büyük bir okyanusun koruyucusu olarak görürseniz, o okyanusun nasıl yönetileceği konusunda söz hakkı istersiniz.

Bu hafta Pre-COP'a ev sahipliği yapan Fiji, tam da bu düşüncenin büyüdüğü yer.

Fiji Çevre ve İklim Değişikliği Daimi Sekreteri Dr. Sivendra Michael'ın son haftalardaki açıklamalarında da aynı yaklaşım var. Pasifik'in yalnızca iklim değişikliğine karşı kırılganlığıyla değil, deneyimleri ve çözümleriyle de görülmesi gerektiğini söylüyor.

Fiji'nin Antalya'ya taşıdığı üç önceliği de böyle okumak gerekiyor.

Birinci öncelik: 1,5 dereceyi masada tutmak

Fiji'nin ilk önceliği 1,5°C hedefini yaşatmak. Pasifik'ten bakınca bu bir iklim diplomasisi sloganı değil. Bir yaşanabilirlik meselesi.

Çünkü küçük ada devletleri için tehlike yalnızca bir gün tamamen sular altında kalmak değil. Bundan çok önce bir ada üzerinde yaşamak zorlaşabilir. Deniz yükseldikçe kıyılar aşınıyor, taşkınlar sıklaşıyor, tuzlu su tatlı su kaynaklarına karışabiliyor. Mercan resifleri zarar gördükçe adaların dalgalara karşı doğal koruması zayıflıyor; balıkçılık ve geçim kaynakları da daralıyor.

IPCC'nin hesabı aradaki yarım derecenin neden önemli olduğunu gösteriyor. Küçük adalarda tatlı su stresi, küresel ısınmanın 1,5°C veya altında tutulduğu durumda 2°C'lik bir dünyaya göre yaklaşık yüzde 25 daha düşük olabilir. Resif oluşturan mercanların ise 1,5°C'de bile yüzde 70–90'ının kaybedilmesi bekleniyor; 2°C'de kayıp yüzde 99'a kadar çıkabiliyor.

Bu nedenle Pasifik için 1,5 ile 2 derece arasındaki yarım derece küçük bir sayı değil. Bir adanın haritada kalıp kalmamasından önce, üzerinde yaşamın devam edip edemeyeceğini belirleyen farklardan biri.

Fiji'nin Antalya'ya taşıdığı talep de buradan geliyor. 1,5 dereceyi söylem düzeyinde korumak yetmiyor; emisyonların gerçekten nasıl azaltılacağının konuşulduğu mekanizmaların da çalışması gerekiyor.

Fiji'nin özellikle işaret ettiği mekanizmalardan biri Şarm el-Şeyh Azaltım Hırsı ve Uygulama Çalışma Programı. Programın oluşturulması 2021'de Glasgow'da kararlaştırıldı; çalışma biçimi 2022'de Şarm el-Şeyh'te belirlendi. Mevcut görev süresi 2026 sonunda bitiyor, ancak uzatılma imkânı var. Fiji ise programın bugüne kadar ihtiyaç duyulan siyasi sonucu üretmediğini savunuyor ve devamını Antalya'daki kritik konulardan biri olarak görüyor.

İkinci öncelik: Para var, kapı dar

Fiji'nin ikinci önceliği iklim finansmanına adil erişim. Sorun yalnızca ne kadar para bulunduğu değil, o paraya kimin ve nasıl ulaşabildiği.

Pasifik'te bugün Yeşil İklim Fonu'na doğrudan erişim için akredite sekiz kurum bulunuyor. Ancak bunlardan yalnızca üçü Fiji için GCF kaynaklarını programlayabiliyor. Bu tablo küçük ada devletlerinin karşılaştığı daha büyük bir soruna işaret ediyor. Finansman mevcut olsa bile ona ulaşmak için gereken hazırlık, akreditasyon ve kurumsal süreçler sınırlı kapasiteye sahip ülkeler açısından ağır olabiliyor.

Kısacası sorun yalnızca paranın miktarı değil, paraya açılan kapının darlığı.

Türkiye'nin COP31 gündemindeki Climate Implementation Bridge de aynı soruna başka taraftan yaklaşıyor. Amaç, ülkelerin iklim önceliklerini finansmana hazır, yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmak.

Üstelik burada doğrudan bir kesişme var. Türkiye COP31 Başkanlığı'nın 24 Eylül'de açıkladığı Climate Implementation Bridge'in ilk beş pilot ülkesinden biri Fiji. Yani Pasifik'in finansmana erişim sorunu ile Türkiye'nin “uygulama” gündemi artık yalnızca kavramsal olarak değil, doğrudan aynı proje içinde buluşuyor.

Üçüncü öncelik: Okyanus hangi masada?

Türkiye ile Fiji'nin en açık biçimde kesiştiği konu okyanus. Türkiye'nin COP31 Eylem Gündemi'nde “Okyanuslar ve Denizler” ayrı bir tema olarak yer alıyor. Fiji de okyanusu COP'un merkezine taşımak istiyor.

Fakat Fiji'nin talebi yalnızca okyanus konusunda yeni projeler, girişimler ve ortaklıklar açıklanması değil. Pasifik ülkeleri okyanusun resmi COP gündemine ilk kez açık biçimde taşınmasını istiyor.

Bu ayrımı iki salon üzerinden düşünmek mümkün. Bir salonda ülkeler, şirketler ve kuruluşlar girişimler açıklar, ortaklıklar kurar, finansman duyurur. Burası Eylem Gündemi'dir. Diğer salonda ülkeler metin üzerinde pazarlık yapar ve resmi kararlar üretir. Burası müzakere masasıdır. Pasifik'in talebi, okyanusun birinci salondan ikinci salona geçmesi.

Üstelik bu Türkiye açısından uzak bir Pasifik meselesi değil. Copernicus'un 30 Eylül'de yayımladığı onuncu Okyanus Durumu Raporu, 2024'te Akdeniz ve Karadeniz'de rekor kıran deniz sıcak hava dalgaları yaşandığını ortaya koyuyor. Bazı bölgelerde deniz sıcaklıkları normal değerlerin 4,6°C'den fazla üzerine çıktı.

Antalya'nın kıyısı da bu değişen denizin parçası. Dolayısıyla okyanusu iklim politikasının merkezine taşımak yalnızca Pasifik'in meselesi değil. Pasifik'in bugün karşı karşıya olduğu bazı sorunlar, farklı ölçek ve biçimlerde Akdeniz'in de giderek daha fazla karşılaştığı sorunlar.

Antalya'nın sınavı

COP31'in yönetim modeli bütün bu tartışmayı daha da ilginç hale getiriyor.

Türkiye COP31'in ev sahibi ve başkanlığını yürütüyor, Avustralya ise Müzakereler Başkanı olarak resmi müzakere sürecini yönetiyor. Fiji'nin üç önceliğinin önemli bir bölümü de tam bu resmi müzakere alanına giriyor. Üstelik Pasifik Pre-COP'unu Fiji ve Tuvalu ile birlikte düzenleyen ülke de Avustralya.

Türkiye'nin Eylem Gündemi ile Pasifik'in talepleri 1,5 derece, finansman ve okyanus gibi aynı kelimeleri kullanıyor. Fakat bu kelimeler COP mimarisinin farklı bölümlerinde karşılık buluyor. Mesele Pasifik'in taleplerinin Antalya'da duyulup duyulmaması değil. Asıl mesele, hangi masada karşılık bulacakları.

Hau'ofa'nın otuz yılı aşkın süre önce söylediği şey bugün Antalya için de anlamlı. Deniz, kıyıları birbirinden ayıran büyük bir boşluk olarak da görülebilir; onları birbirine bağlayan ortak bir alan olarak da.

Antalya da bir kıyı kenti. Pasifik'ten Antalya'ya uzanan yolun gerçekten bir anlam taşıması için aynı kelimeleri kullanmak yetmez. Aynı meseleleri aynı ağırlıkla, kararların alındığı masaya taşımak gerekir.