Hayır. Yapay zekâ iklim krizini çöz(e)mez!

Her yerde karşımıza çıkan o soruya net bir cevap vermenin zamanı geldi. Yapay zekâ, iklim krizini tek başına çözemez. Çünkü konu, teknoloji ya da kapasitede değil, iradede!
Birkaç yıl öncesine dönelim. İki ayrı yer düşünün.
İlki bir laboratuvar. Biyologlar 50 yıldan fazla süredir bir cevabın peşinde. Ama önce soruyu anlamak gerekiyor.
Vücudumuzdaki her şeyi proteinler yapar. Kasları geliştiren, yemeği sindiren, virüsleri tanıyan onlar. Bir protein aslında bir boncuk dizisi gibi. Yirmi çeşit amino asitin uç uca eklendiği bir ip. Ama o ip düz durmaz. Anında kıvrılır, katlanır, kendine özgü üç boyutlu bir şekle bürünür. Proteinin ne işe yaradığını belirleyen şey, dizilimi değil, işte o katlandığı şekildir. Bir anahtar gibi, hangi kilidin açılacağını o belirler. Şekil bozulursa, protein de işlevini kaybeder. Birçok hastalık da böyle çıkar.
Şimdi. Gelelim biyologların peşinde olduğu cevaba. “Boncukların sırasını biliyorsanız, ipin hangi şekilde katlanacağını önceden hesaplayabilir misiniz?” Bilim insanları için bunun cevabını mevcut imkanlarla bulmak o gün için mümkün değil. Çünkü, bir proteinin alabileceği olası şekillerin sayısı astronomik düzeyde. Orta boy bir protein, mümkün olan her katlanmayı tek tek dener gibi davransaydı, doğru şekli bulması evrenin yaşından uzun sürerdi.
Sonra bir yapay zekâ modeli geldi. AlphaFold. Çözülmüş yüz binlerce protein şeklini inceleyip aralarındaki örüntüyü öğrendi. Ve daha önce görülmemiş bir dizinin hangi şekle katlanacağını şaşırtıcı isabetle tahmin etmeye başladı. 50 yıllık darboğaz, deneysel ölçüm hassasiyetine yakın bir doğrulukla kapanıyordu. Ardından ekip, neredeyse bilinen tüm proteinlerin şekillerini açık bir veri tabanında dünyaya bedava bıraktı ve bilim insanlarının kullanımına açtı.
Şimdi dikkat. Bu önemli gelişme için kimse bir itirazda bulunmadı. Kimse bu açık kaynak bilgi için ek bedel ödemedi. Kimse, “ben bunu istemiyorum.” demedi. Hiçbir sektör kaybetmedi. İnsan, kapasitesini teknolojiyle artırdı ve çok kritik bir çıktı elde etti.
İkinci yere geçelim. Uluslararası bir zirvenin yapıldığı ihtişamlı bir salon. Masada iklim krizi var. Bilimsel gerçekler ortada. Herkes verilerde hemfikir. Aciliyeti ile ilgili tartışma yok. Varoluşsal olduğu konusunda da. Yapılacaklar listesi net. Ama her kafadan bir ses çıkıyor. Tartışma var. Slogan var. Uzlaşma yok.
Protein meselesinde kritik olan kapasite kısıtıydı. Darboğaz bilişseldi. Cevap prensipte vardı ama ona ulaşacak hesaplama gücü ve tarama kapasitesi yoktu. Sorun ne yapılacağının bilinmemesi değildi. Biliniyordu ama arama uzayı o kadar genişti ki teknik olarak yapmak imkansızdı. AlphaFold geldi. Kapasite kısıtını kaldırdı.
Gelelim iklim krizine. Bu, protein örneğinin tam zıttı. Burada eksik olan zekâ değil. Ne yapmamız gerektiğini aslında onlarca yıldır iyi biliyoruz. Fosil yakıttan çıkmak, enerjiyi temiz kaynaklara çevirmek, daha az tüketmek. Formüller masada. Yani, kimse bir laboratuvarda "acaba çözüm ne?" diye beklemiyor. Çözüm belli. Ama uygulanmıyor. Kapasite ile ilgili bir kısıt yok. Ama irade ile ilgili var.
Yani, iklim krizi bir zekâ problemi değil, bir bölüşüm ve birlikte hareket etme zaafı. Dünyanın en akıllı modeli bile "kim ödeyecek, kim önce vazgeçecek" sorusuna insanın yerine cevap veremez. Çünkü bu bir hesap değil, karardır.
“Ortak çıkar, ortak eylemi garanti etmez!”
İktisatçı Garrett Hardin buna "müştereklerin trajedisi" der. Ortak bir kaynağı herkesin biraz daha kullanması tek tek belki akıllıca, ama hep birlikte bir felakettir. Mancur Olson da yarım asır önce aynı tuzağı göstermişti. Ortak çıkar, ortak eylemi garanti etmez. Herkes "ilk adımı başkası atsın" derse, herkesin yararına olan şey hiç gerçekleşmez. Bakın. Bunların hiçbiri bilgisizlikten kaynaklanmaz.
Gelelim, yapay zekâ ile ilgili konuya. Yapay zekâ, kapasite-kısıtlı bir konuda ya da krizde mucizevidir. İrade-kısıtlı bir konu ya da krizde ise (en iyi ihtimalle) ucundan tutabilir. İklim modelini iyileştirir, şebekeyi optimize eder, malzeme keşfini hızlandırır. Elbette fayda sağlar. Ama bağlayıcı kısıtı çözemez. Bedelin nasıl paylaşılacağına cevap veremez.
Asıl mesele tam da burada başlar.
İrade-kısıtlı bir sorunu, kapasite-kısıtlıymış gibi çerçevelemek, konudan kaçışın en sinsi biçimidir. "Yapay zekâ iklimi çözecek" cümlesinin altında çoğu zaman başka bir niyet yatar. "Bedeli kimin ödeyeceğini konuşmak zorunda kalmayacağız."
Bu aslında iki yüzlü bir sorumluluk transferi. Siyasi soruyu mühendislik sorusuna çevirirsiniz. Böylece, "kim feda edecek, kim kazanacak, bedeli kim taşıyacak" soruları sessizce buharlaşır. Yerine teknik, steril ama kazananı belli olmayan bir soru gelir. "Model ne zaman yeterince iyi olacak? Teknoloji ne zaman mucize yaratacak?"
“Kim feda edecek?” sorusu çatışmadır. “Teknoloji ne zaman çözecek?” ise beklenti. İlkinde sorumluluk dağıtılır, bedel bölüştürülür. İkincisinde kimsenin bugün bir şey yapması ya da bir şeyden vazgeçmesi gerekmez. Kahraman beklenir. Belki de hiç gelmeyecek olan…
Bunun adı depolitizasyon. Bir kararı, bir özneden alıp, bir sürece devretmek. Faili (insanı) silmek. Ve bir kararın faili silindiği an, o karara itiraz edebileceğiniz adres de silinir. Kime kızacaksınız? Kayıp fonksiyonuna mı?
Bu çerçeveleme bu kadar baştan çıkarıcıysa, bir nedeni var. Kimseyi suçlamadan herkesi rahatlatıyor. Şirket, sürdürülebilirlik raporuna "yapay zekâ destekli karbon optimizasyonu" yazıyor ve bugün hiçbir üretim kararını değiştirmesi gerekmiyor. Hükümet "teknolojik atılımı bekliyoruz" diyor ve seçmenine acı veren hiçbir geçişi anlatmak zorunda kalmıyor. Birey "nasılsa bir gün çözecekler" diyor ve hiçbir davranışını değiştirmiyor. Görüntüde herkes kazanıyor. Gerçekte herkes kaybediyor.
Bu yüzden kaçış, sanıldığı gibi bir bilgisizlik değil, konforlu bir uzlaşma. Üzerinde sessizce anlaştığımız bir yalan.
Doğru soruyu sormak!
O zaman ne yapacağız? Her çözüm önerisinin önüne basit bir soru koymakla başlayacağız.
Bu kriz, kapasite-kısıtlı mı, irade-kısıtlı mı?
Eğer kapasite-kısıtlıysa (nadir hastalıkların moleküler mekanizması, malzeme keşfi, kıvrımlı bir matematiksel arama) yapay zekâya sonuna kadar yol verin. Gerçekten orada mucize yaratabilir.
Ama irade-kısıtlıysa (iklim krizi, eşitsizlik, kaynak bölüşümü, demokratik güven) o zaman "yapay zekâ çözecek" cümlesinin bir cevap değil, bir kaçış olduğunu unutmayın. Çünkü, burada olması gereken hamle teknik değil, siyasi ve politiktir. “Kim ödeyecek, kim vazgeçecek, kim karar verecek, nasıl dağıtılacak, kime itiraz edilecek.” Yapay zekâ bu sorulara belki cevap üretebilir. Ama o cevabı kimin sipariş ettiği sorusunu silmesine izin verirsek, en güçlü aracı en eski bahanenin hizmetine vermiş oluruz.
Çünkü asıl risk, makinenin bizi çözememesi değil. Asıl risk, bizim çözmemiz gereken yerde makineyi beklerken geçen zaman. İklimin saati, modelin olgunlaşmasını beklemiyor.
Bir gün biri size "bu sorunu yapay zekâ çözecek" derse, tek bir soru sorun. Hangi kısıt? Eğer cevap veremiyorsa, sorunun bilişsel değil, o sinsi sorumluluktan kaçış türünden olduğunu bilin. Ve bunu çözecek tek zekânın hâlâ masanın etrafında oturanlarda olduğunu da…
İlgili yazılar
Yapay Zekâ & Toplum · 10 Haz 2026Yapay cazibe ile çözülen muhakeme.
Yapay zekâ çağında kaybetme riski taşıdığımız şey bilgi değil. Muhakeme. Üstelik mesele yalnızca bireysel değil. Kurumlar da aynı tuzağa düşebilir.
Yapay Zekâ & Toplum · 30 May 2026Verimlilik maskesi takmış obur!
Yapay zekâ doğası gereği olağanüstü verimli. Her geçen gün daha da verimli hale geliyor. Asıl yapısal sorun da tam olarak bu verimliliğin kendisi!
Yapay Zekâ & Toplum · 21 May 2026Özgür irade mi, algoritmik teslimiyet mi?
Özgürlüğü nasıl tanımlarsınız? Seçeneklerin varlığı mı yoksa kararın sahipliği mi? Peki, bugün kararlarınızın gerçekten sahibi siz misiniz? Karar mı veriyoruz yoksa maruz mu kalıyoruz?