Geleceği kim yağmaladı?

Ocak 2026. Teksas, Starbase. Elon Musk, ABD Savaş Bakanı'na ve Pentagon kurmaylarına sunum yapıyor. "Star Trek'i gerçek yapmak istiyoruz." Büyük uzay gemileri, yıldızlara yayılan insanlık, Yıldız Filosu Akademisi. Salon etkileniyor.
Küçük bir ayrıntı dışında her şey yerinde. Star Trek'in Federasyonu, paranın kaldırıldığı, kapitalizm sonrası bir dünyadır. Gene Roddenberry o evreni kâr ve askeri üstünlük için değil, bilginin kendisi için keşfe çıkan bir insanlık üzerine kurmuştu. Musk gemileri aldı, dünyayı kapıda bıraktı.
Bu sahne bir anekdot değil, bir eşiğin fotoğrafı.
İnsanlık uzun süre aynı türden yağmayı konuştu. Toprak yağmalandı. Ormanlar kesildi. Madenler çıkarıldı. Nehirler kurutuldu. Sonra görünmeyen kaynaklar keşfedildi. Veri toplandı. Dikkat satıldı. Mahremiyet metalaştı.
Şimdi bunların hepsinden daha derin bir eşikteyiz. Çünkü ilk kez geleceğin kendisi ekonomik bir varlığa dönüşüyor. Kastettiğim kehanet değil. Gelecek zamanın kendisi de değil. Kastettiğim, bir toplumun yarını birlikte hayal edebilme kapasitesi.
Bugün yağmalanan tam olarak bu.
İklim krizini çoğu zaman karbon üzerinden anlatıyoruz. Oysa karbon yalnızca muhasebedir. Asıl mesele ise zamanın ekonomisi. Atmosfere salınan her ton karbon, bugünün refahını yarına borç yazar. Henüz doğmamışların yaşam alanından bugüne çekilmiş bir kredidir. Bu yüzden iklim krizi yalnızca bir çevre sorunu değil, bir gelecek yönetimi krizidir.
Yapay zekâ da benzer bir mantıkla ilerliyor. Bugün trilyonlarca dolar algoritmalara değil, belirli gelecek hikâyelerine yatırılıyor. Genel yapay zekâ, Mars kolonileri, uzun ömür endüstrisi, sanal evrenler, dijital ölümsüzlük. Teknoloji şirketleri ürün geliştirmiyor, gelecek senaryolarını sermayeleştiriyor.
İşte bu yüzden iklim ile yapay zekâ birbirinden kopuk iki başlık değil. İkisi de aynı ekonomik rejimin iki yüzü. Biri doğal müşterekleri özelleştiriyor, diğeri geleceğin müştereklerini.
Gelecek tasavvuru bir müşterektir. Müşterekler gibi çitlenebilir. Ve iklim krizi ile yapay zekâ yarışı, aynı çitlemenin iki ayrı şantiyesidir.
Gelecek kamu malı mıdır?
İktisatçıların kamu malı tanımı iki koşula dayanır. Rekabetsizlik ve dışlanamazlık. Soluduğum hava sizin payınızı azaltmaz, deniz fenerinin ışığından kimse mahrum bırakılamaz.
Gelecek tasavvuru bu tanıma şaşırtıcı ölçüde uyar. Benim daha yaşanabilir bir dünya hayal etmem, sizin hayal etme kapasitenizden bir şey eksiltmez. Ve kimse, ilkesel olarak, bir başkasının zihnindeki yarını yasaklayamaz. Bu anlamda gelecek sokak lambası gibidir. Herkesin üstüne düşer, kimsenin cebine girmez. Gelecek de aslında bir müşterektir.
Ama burada bir tuzak var. Hayal etme kapasitesi sınırsızdır ama hayal etme zemini değil. Bir toplum geleceği tek tek zihinlerde değil, ortak anlatılarda kurar. Romanlarda, filmlerde, siyasi programlarda, yatırım tezlerinde, iklim senaryolarında. Ve bu ortak zemin, dikkat denen kıt kaynağa bağlıdır. Dikkat kıtlaştığı anda kamu malı sessizce meraya dönüşür. Hâlâ herkese açıktır ama artık rekabet vardır. Bir vizyon ne kadar çok yer kaplarsa, ötekine o kadar az otlak kalır.
Ve meralar, tarihin bize öğrettiği gibi, çitle çevrilebilir.
18. yüzyıl İngiltere'sinde ortak araziler parlamento kararlarıyla tek tek özel mülke dönüştürüldü. Karl Polanyi'nin Büyük Dönüşüm'de anlattığı o süreç, köylüyü topraktan koparıp emek piyasasına sürdü. Çitleme hareketinin dehası, açık şiddete nadiren başvurmasıydı. Hukuk, kadastro ve verimlilik söylemi yetti.
Bugün hayal gücü meralarında benzer bir kadastro çalışması yürüyor. Kimse alternatif gelecekleri yasaklamıyor. Sadece bir avuç "vizyon" (Mars kolonisi, genel yapay zekâ, transhümanizm, dijital ölümsüzlük) sermayenin, medyanın ve dikkatin neredeyse tamamını kaplayacak kadar büyütülüyor. Çit görünmüyor ama merada otlayacak yer de kalmıyor.
Hayal nasıl fiyatlanır?
Peki çitleme tam olarak nasıl işliyor? Yasakla değil, fiyatlamayla.
Piyasalar geleceği bilemez ama ona dair inandırıcı hikâyeler satın alır. Bir şirketin piyasa değeri çoğu zaman bugünkü üretim kapasitesinden çok, geleceğe dair anlattığı hikâyenin fiyatıdır. Mars anlatısı SpaceX'in değerlemesini taşır. Metaverse anlatısı bir isim değişikliğini on milyarlarca dolarlık yatırım kararına çevirir.
Sorun şurada başlar. Bir hayal fiyatlandığı anda doğası değişir. Goodhart Yasası'nın hayal gücü versiyonuyla karşı karşıyayız. Hedef haline gelen ölçüt nasıl ölçüt olmaktan çıkarsa, değerleme haline gelen vizyon da vizyon olmaktan çıkar. Artık sorgulanabilir bir olasılık değil, korunması gereken ekonomik bir varlıktır. Alternatif gelecekler entelektüel zenginlik olmaktan çıkıp, bilanço riskine dönüşür. Mars anlatısına yatırılmış yüz milyar dolar varken, "belki de yaşlanan bir nüfusta bakım emeğini yeniden örgütlemek daha acildir." cümlesi bir fikir değil, alay konusu olacak bir pozisyondur.
Yıllardır savunduğum bir tez var. Kurumsal dünyada asıl iktidar, neyin doğru olduğuna değil, neyin makul sayılacağına karar verme gücüdür. Makullük tekeli, radikal öneriyi yanlışlamaz. Ama gülümseyerek hafife alır ve gündemden düşürür. Yanlışlamak zahmetlidir. Makul-dışı ilan etmekse bedava.
Geleceğin yağmalanması, bu tekelin hayal gücü alanındaki şubesidir. Bakın. Mars'ta bir milyon kişilik koloni kurmak "vizyoner" sayılıyor ama örneğin dört günlük çalışma haftası önermek "romantik". Bilinci buluta yüklemek ciddi konferanslarda panel konusu ama daha yaşanabilir bir kent ve toplum dokusu "nostaljik iyimserlik".
Aradaki fark teknik fizibilite değil. Fark, sermayenin arkasında durduğu hayalin otomatik olarak "makul gelecek" statüsü kazanması, diğerlerinin ispat yükü altında ezilmesidir.
Sermaye hangi hikâyeyi satın aldıysa, makullük onun arkasından gelir. Teknoloji şirketleri artık yalnızca piyasaları değil, geleceğin dilini de satın alıyor.
Meranın kuralları
Ali Rıza Taşkale'nin spekülatif anlatıların teknoloji elitlerince nasıl silahlaştırıldığına dair çalışmaları tam burada önemli bir kapı açıyor. Ama mesele yalnızca bilimkurgunun kötüye kullanılması değil. Sorun daha yapısal. Bilimkurgunun bir sahibi yok. Geleceğin de yok. Tam da bu yüzden ilk çiti çeken kazanıyor. Çünkü müştereklerin en kırılganı, sahipsiz bırakılanıdır.
Bu yüzden Elinor Ostrom'un müşterekler teorisi bana artık yalnızca suyu ya da ormanı anlatmıyor. Hayal gücünü de anlatıyor. Ostrom'un söylemi, müştereklerin iki bilinen kaderin (devletleştirme ile özelleştirmenin) dışında bir üçüncü yolla yönetilebileceğiydi. Kullanıcıların kendi koyduğu, çok merkezli kurallar. Geleceği ne devlete bırakabiliriz ne teknoloji şirketlerine. Çünkü ikisi de tek merkezli tahayyül üretir.
İhtiyacımız olan, çok merkezli bir gelecek ekolojisi. Peki bu neye benzer?
Bir an hayal edin. Yıl 2040, bir Akdeniz kenti. Su, mahalle meclislerinin yönettiği bir müşterek. Kuraklık aylarında kota kararını şirket değil, kurayla seçilmiş yurttaş kurulu veriyor. Çalışma haftada dört gün. Beşinci günse çocuklara, yaşlılara, toprağa bakım günü.
Bu paragrafı okurken içinizden "naif" kelimesi geçtiyse, durun. Makullük tekeli tam şu anda, sizin zihninizde de çalıştı. Mars kolonisine gülümseyen aynı zihin, mahalle meclisine kaşını kaldırdı. İşte gelecek yağması budur. Çit dışarıda değil, içeride.
Bu hayalin şantiyeleri de mütevazı ama gerçek. Belediyelerin gelecek laboratuvarları, iklim kurgusu fonları, bağımsız bilimkurgu, kamusal yapay zekâ araştırmaları, okullarda spekülatif tasarım, açık kaynak dünya kurma projeleri. Çünkü müşterekler yalnızca korunmaz. Üretilir.
Belki de gelecek zaten hiçbir zaman kamu malı olmadı. Her çağın geleceğini o çağın güçlüleri yazdı. İmparatorluklar medeniyeti, sanayi burjuvazisi ilerlemeyi tekelleştirdi. Bugün olan yeni bir yağma değil, yağmanın el değiştirmesi.
Ama bir şey değişti. İklim krizi, gelecek tasavvurunu lüks olmaktan çıkarıp altyapıya dönüştürdü. Karbon bütçesi gibi hayal bütçesi de daralıyor. Önümüzdeki otuz yılın kurumlarını bugün hangi geleceğe göre inşa edeceğimiz, edebi bir soru değil, bilanço sorusudur.
Kasım'da Antalya'da toplanacak COP31, teknik bir müzakere gibi görünebilir. Aslında orada pazarlık edilen de bu olacak. Yani, hangi geleceğin "makul" sayılacağı, hangisinin dipnota düşeceği.
Yapay zekâ regülasyonları da yalnızca teknoloji düzenlemesi değil. Geleceğin hangi aktörler tarafından yazılacağının hukuki pazarlığı.
Yanlış soru
O yüzden başlıktaki "Geleceği kim yağmaladı?" belki de yanlış soru. Çünkü bizi suçlu aramaya yöneltiyor. Starbase'deki sahnede adamı değiştirin, sahne yine değişmez.
Oysa asıl mesele fail değil, sistem. Toprağı çitleyen de buydu. Veriyi metalaştıran da. Dikkati piyasaya dönüştüren de. Şimdi aynı sistem, geleceği de fiyatlanabilir bir varlığa çeviriyor.
Belki de çağımızın en büyük politik meselesi iklim değildir. Yapay zekâ da değildir. İkisi de daha büyük bir sorunun belirtileridir.
Asıl mücadele, geleceğin müşterek kalıp kalmayacağı üzerinedir. Çünkü gelecek, kimsenin mülkü olmaktan çıktığı gün değil, birilerinin bilançosuna girdiği gün yağmalanmaya başlar.
Metinde tasvir edilen gelecek meralarının çitlenmesi ve müşterek anlatıların sermayeleştirilmesi süreci, temelinde bir dikkat madenciligi operasyonudur. Toplumun ortak yarınları hayal etme kapasitesinin kısıtlı bir dikkat kaynağına bağlanması, bu kıt kaynağı işleyen teknoloji devlerinin geleceği kendi bilançolarına dahil etmesine olanak tanır. Bu örüntü, Dikkat Madenciliği kavramıyla doğrudan örtüşür.
Analiz Özeti ve Çıkarımlar
Yazının kısa özeti ve okurun bu metinden çıkarması gereken temel önermeler.
- Teknoloji devleri ve sermaye elitleri, geleceği ortak bir değer olmaktan çıkarıp şirket bilançolarına dahil edilen finansal bir varlığa dönüştürüyor.
- İklim krizi ve yapay zekâ yarışı, geleceğin hayal edilme kapasitesini tekelleştiren aynı ekonomik sistemin iki farklı yansıması olarak işliyor.
- Tarihteki toprak çitleme hareketlerine benzer şekilde, bugün kolektif hayal gücü meraları Mars kolonileri gibi belirli vizyonlarla sınırlandırılıyor.
- Sermayenin desteklediği gelecek senaryoları otomatik olarak makul kabul edilirken, toplumsal ve sürdürülebilir alternatifler romantik veya nostaljik ilan ediliyor.
- Geleceğin bir müşterek olarak korunması, teknik bir düzenlemeden ziyade çağımızın en temel politik ve ekonomik egemenlik mücadelesini oluşturuyor.
- Gelecek tasavvuru, tıpkı hava veya deniz feneri ışığı gibi rekabetsiz ve dışlanamaz bir kamu malı olma niteliği taşır.
- Bir toplumun yarını hayal etme zemini, kolektif dikkatin belirli vizyonlar tarafından işgal edilmesiyle sistemli bir şekilde daraltılmaktadır.
- Fiyatlanan ve yatırım nesnesine dönüşen hayaller, özgür birer olasılık olmaktan çıkıp korunması gereken kurumsal bilanço riskleri haline gelir.
- İktidarın en gizli gücü, hangi gelecek senaryosunun makul hangisinin imkânsız olduğuna karar verme tekelini elinde tutmasıdır.
- Geleceğin yağmalanmasını durdurmak için hayal gücü, devlet veya şirket tekelinden kurtarılarak çok merkezli ve katılımcı bir ekolojiye dönüştürülmelidir.
Ana Kavramlar
Yazıda geçen kavramların sözlük tanımları.
Kaynakça ve Atıf
Yazıda kullanılan raporlar ve akademik kaynaklar.
- IPCC, 2023: Synthesis Report of the IPCC Sixth Assessment Report (AR6)ipcc.ch
- Elinor Ostrom - Nobel Prize Lecture: Beyond Markets and States: Polycentric Governance of Complex Economic Systemsnobelprize.org
- The OECD AI Principlesoecd.ai
- UNEP Emissions Gap Report 2023unep.org
- IEA - Net Zero by 2050: A Roadmap for the Global Energy Sectoriea.org
- Governing the commons in the new millennium: a diversity of contexts and arrangementsnature.com
- Environmental Cost of AI's Energy Use: Carbon, Water and Land Footprints — United Nations University (UNU-INWEH) (2026)unu.edu
- Global Cybersecurity Outlook 2026 — World Economic Forum (2026)weforum.org
Bu yazıyı okuyunca aşağıdaki soruların cevaplarına sahip olacaksınız.
- Geleceğin çitlenmesi kavramı ne anlama gelir?
- İklim krizi ile yapay zekâ arasındaki ekonomik bağ nedir?
- Makullük tekeli toplumsal hayal gücünü nasıl sınırlar?
- Gelecek nasıl bir müşterek olarak yönetilebilir?
- Hayal gücü meraları nasıl korunur?
İlgili İçerikler
Bu yazının ilişkilendiği kavram, kitap, konuşma, podcast ve raporlar.
İlgili Yazılar
4İlgili Kavramlar
1İlgili Kitaplar
3İlgili Konuşmalar
3- İnsanın Anlamını Kim Koruyacak?Aç →
Harvard Business Review Türkiye · 2026-06-06
- Sürdürülebilirlik ve Geleceği TasarlamakAç →
Yapı Kredi — Sürdürülebilirlik Sohbetleri #100 · 2026-04-27
- Yapay Zekâ, Finans ve SürdürülebilirlikAç →
Finansal Teknoloji · 2025-10-15
İlgili Podcast Bölümleri
3- Bayram ve kaybolan ortak zamanDinle →
İnsan ve Gelecek · 26 May 2026
- Yalnızlık A.Ş.Dinle →
İnsan ve Gelecek · 19 Haz 2026
- Akışkan Dünyada Güven İnşa EtmekDinle →
İnsan ve Gelecek · 21 Tem 2025
İlgili Raporlar
4- International Labour Organization (ILO)2026ILO Research Repository — Labour, AI and the Future of Work
ILO araştırma deposundan alınan bu çalışma, yapay zeka ve otomasyonun iş gücü piyasaları, istihdam kalitesi ve sosyal koruma üzerindeki etkilerini inceliyor. İnsan odaklı bir geçiş için politika önerileri geliştiriyor.
- REN212025Renewables 2025 Global Status Report
Yenilenebilir enerji piyasaları, politikaları, yatırımları ve teknoloji eğilimlerinin tek küresel kitle-kaynaklı yıllık panoraması; 20. yıl özel sayısı.
- UN News (summary of UNU report)2026AI's environmental costs threaten water, land and climate
BM Haberleri, UNU raporunu özetleyerek yapay zekânın su, arazi ve iklim üzerindeki artan çevresel maliyetlerine dikkat çekiyor.
- International Energy Agency2025World Energy Outlook 2025
IEA'nın amiral yıllık küresel enerji analizi; jeopolitik dalgalanmalar ortasında enerji güvenliğini merkeze alıyor, 2050'ye kadar talep, arz, yatırım ve emisyon senaryolarını modelliyor.



