4 Eylül'de düzenlenen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde iklim finansmanı konuşuldu. İki temel kavram gündemdeydi. Uçurum ve köprü.

Küresel iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi için yıllık 7,5–9 trilyon dolarlık yatırım gerekiyor. Mevcut yatırım ise yaklaşık 1,9 trilyon dolar seviyesinde. COP31 Başkanı Murat Kurum, aradaki fark için "uçurum" tanımı yaptı.

Aynı zirvede "köprü" kavramı da gündeme geldi. Türkiye COP31 Başkanlığı'nın projesi olan BRIDGE (Climate Implementation Bridge) İklim Uygulama Köprüsü, iklim hedefleri ile finansman arasında bir "köprü" olacak.

İletişim perspektifinden bu iki kavramı değerlendirelim. Tespiti de baştan koyarak: "Uçurum vicdanlara konuşur, köprü komitelere."

Önce bir itirazı karşılayayım. Bu ikisi aynı türden kelimeler değil. Uçurum bir durum tespiti, köprü ise bir mekanizmanın adı. Biri fotoğraf çeker, öteki iş planı önerir. Ama bu asimetri karşılaştırmayı bozmuyor; tam tersine, yazının asıl konusu bu asimetri. Çünkü iki kelime iki ayrı ikna rejimine seslenir ve aradaki fark tam da türlerinden gelir. Vicdanlar durum tespitiyle sarsılır, kurullar mekanizmayla harekete geçer. Finansman açığı dediğimiz şey de bir ucundan, bu iki rejim arasındaki çeviri açığıdır. Açalım.

Vicdana konuşmak

Vicdan, iknanın en eski adresi. Uçurum metaforu da doğrudan oraya seslenir. Yükseklik, düşme korkusu, aciliyet.

Aristoteles insanı üç şeyin ikna ettiğini söylerdi. Duygusu (pathos), aklı (logos) ve konuşana duyduğu güven (ethos). “Uçurum”, duygunun anlatısıdır ve duygu düzleminde son derece iyi çalışır. Sarsar, utandırır, harekete çağırır.

Ama vicdanın bir sınırı var. Vicdan tek kişiliktir. İkna olur, sarsılır, gece uykusunu kaçırır fakat imza atamaz. Trilyonlarca dolarlık kararlar tek kişinin vicdanında değil, kurulların masasında verilir. Uçurum anlatısının açıkta bıraktığı cümle şudur: "Bu farkı birileri kapatmalı." Vicdan bu cümleyi "ben" diye tamamlayamaz, çünkü trilyonlar tek vicdana sığmaz. Herkese ait olan boşluktan kimseye pay çıkmaz ve cümle boşlukta kalır. Bir durum tespitinin yapısal sınırı da budur: Ne kadar sarsıcı olursa olsun, adres göstermez. Üstelik metaforun gözün önüne koyduğu şey düşüştür ve uçurum, dinleyenine verebileceği tek rolü verir: Kenarda durup aşağı bakan seyirci. Kimse düşüşe yatırım yapmaz.

Komiteye konuşmak

Komite derken kastettiğim belli. Yatırım kararının fiilen verildiği kalabalık masa. Yatırım komitesi, kredi komitesi, yönetim kurulu. Komite, kimsenin tek başına ikna olmadığı yerdir; herkesin, vereceği karardan ötürü diğerlerine hesap verdiği oda. Orada sizi hiç görmemiş, sesinizi hiç duymamış insanlar hakkınızda hüküm verir. Antik çağda güven meydanda kurulurdu; sesin tonuyla, duruşla, göz temasıyla. Komite çağındaysa güvenin, siz yokken, sizin adınıza seyahat etmesi gerekir.

Bu yüzden komiteye yazılan her metin, aslında bir yolculuk için yazılır. İkinci el anlatı, karşınızdaki kişiyi değil, o kişinin gidip anlatacağı bir sonraki kişiyi ikna etmek üzere tasarlanmış iletişimdir. Karşınızdaki yatırımcıyı ikna ettiğinizde işiniz bitmez. O yatırımcı hikâyenizi komiteye taşır, komite risk birimine, risk birimi yönetim kuruluna. Sizin hiç girmeyeceğiniz odalarda, sizden daha az ikna olmuş insanlar, sizin cümlelerinizden daha kötü cümlelerle sizin projenizi anlatırlar.

Doksan yıl önce Keynes'in gösterdiği gibi, profesyonel yatırımcı "bu iyi bir varlık mı" diye değil, "başkaları buna değer biçer mi" diye sorar. Toplantı odasının diliyle; "bunu komitede tekrar edersem güvende miyim?" Hikâyeyi taşıyan kişi, her tekrarında kendi itibarını ortaya koyar. Korku anlatılarının komitede taşınmamasının asıl sebebi budur. Uçurumu komiteye taşıyan, o odada kötü haber getiren adama dönüşür. Korku, tekrar edeni küçültür; umut ise öngörülü gösterir.

Köprü anlatısı bu testlerin hepsinden geçer ve geçmesinin sebebi, aslında bir metafor olmaktan çok bir mekanizma olması. Açıkta bıraktığı cümle "doğru proje varsa yatırım gelir" komitedeki herkesin zaten kabul ettiği bir cümledir. Metaforun gözün önüne koyduğu şey geçiştir ve köprü, dinleyenine seyircilikten daha iyi bir rol verir. Karşıya geçen kişi. Uçurum "ne kadar kötü" sorusuna cevap verir, köprü "ne yapmalı" sorusuna. Komitenin gündeminde yalnızca ikinci soru vardır.

Komitenin ana dili: format

Komiteye konuşmanın bir de yazılı hâli var ve aslına bakılırsa modern finansın son yüzyılı bu dilin inşasıyla geçti. Standart raporlama, denetlenmiş veri, yatırımcının tam beklediği formatta hazırlanmış belge. Bunlar, ikinci el anlatının en rafine hâlidir. Her odada aynı şekilde okunsun diye tasarlanmış, yazarına ihtiyaç duymayan metin. Komitede "bu formatı biliyorum, bu tabloyu okumayı biliyorum" demek, "bu şirkete güveniyorum" demekten çok daha güvenli bir cümledir. Standardın asıl armağanı da karşılaştırılabilirliktir. Sermaye çoğu zaman en güzel hikâyeye değil, en ‘okunaklı’ karşılaştırma tablosuna gider.

İki kritik nokta var. Birincisi, veri kendi başına konuşmaz. Güven ortadan kalkmaz, sadece adres değiştirir. Kürsüdeki kişiden, standardı koyan kuruma ve raporun imza sayfasındaki denetçiye taşınır. İkincisi, format yalnızca ölçülmüş geçmişi taşır. İklim dönüşümü büyük ölçüde bir gelecek vaadidir. Bir geçiş planının rakamları standarda dökülebilir ama planın tutacağına dair inanç dökülemez. Formatın taşıyamadığı o kısım (niyet, kararlılık, dönüşümün kendisi) anlatıya kalır. Rapor zemini döşer, köprüyü yine anlatı kurar.

Fakat anlatının da tek başına yetmediği bir yer var: Yatırım yapılabilirlik.

Çünkü yatırımcı için “iklim açısından gerekli” olmak ile “yatırım yapılabilir” olmak aynı şey değildir. Aradaki zincir kurulmalıdır. Zincirin bir halkası eksikse sermaye ile iklim hedefi aynı yerde buluşamaz. BRIDGE'in iletişim açısından asıl önemi de burada. Yeni bir fon yaratmaktan çok, iklim hedefleri ile yatırım kararları arasındaki tercümeyi kolaylaştırma iddiasında.

Vicdansız komite, komitesiz vicdan

Buraya kadar terazi köprüden yana eğildi. Şimdi dengeyi kuralım, çünkü iki rejimin de tek başına kaldığında ürettiği bir hastalık var.

Komite dili vicdandan koparsa, ortaya çıkan şeyin adını bu köşede çok yazdık: Washing. Cümleyi yarım bırakma sanatı, iknanın olduğu kadar yanıltmanın da aracıdır. Yalan söylemeye gerek kalmaz; doğru parçaları öyle dizersiniz ki yanlış bütünü muhatabınız kendisi kurar.

İkna sanatını washing'den ayıran çizgi anlatının güzelliğinde değil, muhasebesindedir. Her ikna edici cümle, gelecekteki teslimattan alınmış borçtur. Anlatı teslimattan hızlı büyüdüğü anda ortada iletişim değil, taahhüt borcu vardır. Vadesinde ödenmeyen hikâye, anlatıcısının sermaye maliyetini kalıcı olarak yükseltir.

Vicdan dili komiteye çevrilmezse ne olur? O da her yıl izlediğimiz manzara; sarsıcı konuşmalar, ayakta alkışlar, rekor katılımlı zirveler ve ertesi sabah değişmeyen yatırım tabloları. Vicdan seferber olur, sermaye yerinden kımıldamaz. Finansman açığının bir bölümü parasızlıktan değil, çeviri eksikliğindendir. Durum tespitlerini mekanizmaya, vicdanın taleplerini komitenin diline çevirecek mekanizmaların azlığından.

Çevirmenin işi

Kasım'da Antalya'da iklim gündeminin en kalabalık sahnelerinden biri kurulacak. Kürsülerde söylenecek cümlelerin çoğu, başka şehirlerdeki başka odalarda tekrar edilsin diye tasarlanacak. Dinlerken şu gözle bakın. Hangi cümle vicdanlara yazılmış, hangisi komitelere? Hangisi durum tespiti, hangisi mekanizma?

İkisi de gerekli. Vicdan olmadan komite washing üretir, komite olmadan vicdan sadece alkış. Uçurum vicdanlara konuşur, köprü komitelere. İklim dönüşümünün finansmanı ise ikisinin arasındaki bağlantıyı kuranlara emanet. Ve o mesafeyi, en nihayetinde, ancak teslim edilmiş sözler kapatacak. BRIDGE, bu yönde atılmış en umut verici adım.