Yapay Zekâ & Toplum

Yapay Zekâ: Büyük Ayrışma Yaklaşıyor

24 Ara 2025·3 dk
Yapay Zekâ: Büyük Ayrışma Yaklaşıyor

Yapay zeka devrimi küreseldir – ancak ödülleri eşit şekilde paylaşılmamaktadır.

“Eğer bugün doğru kararlar alınmazsa, yapay zeka ülkeler arasındaki eşitsizlikleri derinleştirebilir. Bu, 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi'nden daha hızlı ve daha derin bir şekilde gerçekleşebilir.”

Bu çarpıcı uyarı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) son raporu olan The New Great Divergence (Yeni Büyük Ayrışma) raporunun açılışında yer alıyor. Bu, tarihe not düşmek amacıyla açıkça kaleme alınmış bir belgedir.

Onlarca yıl boyunca dünya bir yakınsama hikayesine inandı. İnsanlar küreselleşmenin, ticaretin ve teknolojinin, düşük ve orta gelirli ülkelerin kademeli olarak arayı kapatmasına izin vereceğini düşündü. Bu ülkelerin yüksek gelirli ekonomilerle aralarındaki uçurumu kapatması bekleniyordu.

Bu iyimser anlatı bir süredir sarsılıyor. Yapay zekanın yeni bir teknolojik eşik olarak gelişiyle birlikte zorluk daha da şiddetli hale geldi. Bugün risk, ülkeler arasındaki uçurumun daralması değil, aksine bölünmenin hızla genişlemesi; hem de eskisinden daha hızlı, daha yapısal ve çok daha kalıcı bir şekilde.

UNDP’nin uyarısı nettir: Bugün alınmayan kararlar, gelecek nesillerin eşitsizlik haritasını şekillendirecektir.

Eşitsizliğin Yeni Anatomisi: Altyapı, Beceriler, Yönetişim

Veriler çarpıcıdır. Yüksek gelirli ülkelerde nüfusun neredeyse üçte ikisi düzenli olarak yapay zeka araçlarını kullanıyor. Düşük gelirli ülkelerde ise bu oran yüzde 5'in altında kalıyor. Mobil internet kullanımındaki gelire dayalı farklar yüzde 40'a yaklaşırken, bazı bölgelerde kadınların dijital araçlara erişimi yüzde 50 oranında geride kalıyor.

UNDP'nin temel mesajı açıktır: Yapay zeka devrimi küreseldir, ancak faydalarına erişim son derece adaletsizdir. Ülkeler aynı başlangıç çizgisinde değildir. Bir uçta güçlü altyapı, büyük ölçekli yatırım, yetkin kurumlar ve gelişmiş beceri setleri bulunurken; diğer uçta parçalanmış bağlantı olanakları, kırılgan yönetişim ve sınırlı erişim yer alıyor.

Kısacası, yapay zeka artık eşitleyici bir güç olmaktan çıkıp hızla ayrıştırıcı bir güce dönüşüyor.

Kazançları Kim Topluyor?

Rapor, yapay zekanın önümüzdeki on yıl içinde Asya-Pasifik bölgesinde gayrisafi yurt içi hasılada (GSYH) fazladan 1 trilyon dolar yaratabileceğini tahmin ediyor. Ancak bu değerin aslan payının muhtemelen çok küçük bir grup tarafından toplanması bekleniyor. Bu grup Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve belki de AB’nin çekirdek ekonomilerini içeriyor. Bunlar; çipleri, model geliştirmeyi, veri merkezi kapasitesini, yatırım akışlarını ve düzenleyici gücü kontrol eden aktörlerdir.

Gelişmekte olan ülkeler veriyi sağlıyor, kullanıcıları sunuyor ve riskleri üstleniyor. Bir avuç küresel güç ise değeri topluyor, standartları belirliyor ve kuralları kontrol ediyor.

Bu durum, teknolojik sömürgeciliğin yeni bir biçimine benzemiyor mu?

İnsanlık için bu tanıdık bir denklem; Sanayi Devrimi’nin tetiklediği 19. yüzyılın “Büyük Ayrışma”sının yankılarını taşıyor. Bu nedenle UNDP’nin “teknolojik bağımlılık sarmalı”na yaptığı atıf bir tesadüf değildir.

Kural Koyucular ve Kural Takipçileri

Dünya giderek iki kampa ayrılıyor: Yapay zeka modellerini geliştiren ve yöneten ülkeler ile bunları ithal edip tüketenler. İlk grup teknolojiyi tasarlıyor ve kuralları yazıyor. İkinci grup ise sistemleri satın alıyor, verilerini teslim ediyor, yerleşik kültürel ön yargılara maruz kalıyor ve ekonomik değerin sadece küçük bir kısmını elde edebiliyor.

Türkiye gibi ülkeler bu ikinci kategoriye daha yakın duruyor. Bu henüz bir kader değildir. Ancak kalıcı hale gelirse, orta gelir tuzağını dijital olarak güçlendirilmiş betonarme bir yapıya dönüştürme riski taşır.

Yapay Zekanın Jeopolitiği

Rapora göre, küresel içerik akışının yüzde 95'i ABD merkezli platformlar üzerinden geçiyor. Büyük dil modellerinin yaklaşık yüzde 70'i temel olarak İngilizce çalışıyor. Dünyadaki veri merkezlerinin dörtte üçü sadece on yüksek gelirli ülkede yoğunlaşmış durumda. Güvenlik çerçeveleri, etik standartlar ve yönetişim normları ağırlıklı olarak yine bu coğrafyalarda taslak haline getiriliyor.

Bu artık sadece teknolojik bir mesele değil; gerçekliğin altyapısını, kültürel çerçeveyi ve etik normları ilgilendiriyor. Risk yönetimi de bu sürecin bir parçası. Bu yönler, büyük ölçüde halihazırda gücü elinde bulunduranlar tarafından şekillendiriliyor.

Sonuç: Pencere Hala Açık — Şimdilik

UNDP'nin raporu net bir alarm zilidir. İkinci bir büyük küresel ayrışma yaklaşıyor.

Gelecek, teknolojinin kendisinden ziyade hükümetlerin, işletmelerin ve toplumların kolektif tercihleri tarafından şekillendirilecek. Parçalanmayı önlemek ve yapay zekanın potansiyelini gerçek bir toplumsal faydaya dönüştürmek için iki politika sütunu öne çıkıyor.

Birincisi sert altyapıdır: uygun fiyatlı cihazlar, güvenilir bağlantı, yeterli bilgi işlem kapasitesi ve güvenli dijital kimlik sistemleri.
İkincisi ise yumuşak kapasitedir: beceri geliştirme, güçlü kurumlar, şeffaf kurallar, rekabetçi ekosistemler ve anlamlı katılımı sağlayan yönetişim çerçeveleri.

Nihayetinde amaç, yapay zeka gündemini insani gelişme ve toplumsal fayda üzerine oturtmak olmalıdır. Eğer bu başarılırsa, yapay zeka adaletsiz bir refahın motoru değil; aksine daha adil ve kapsayıcı bir geleceğin temel taşı olabilir.

Zor mu? Evet.
İmkansız mı? Hayır.

Paylaş

İlgili yazılar