İklim & Sistemler

Sürdürülebilirlik: Krizden Kâr Sağlamak

21 Şub 2026·3 dk
Sürdürülebilirlik: Krizden Kâr Sağlamak

ESG ve Yeşil Dönüşüm Düzeltmeyi İddaa Ettikleri Sistemi Nasıl Ayakta Tutuyor! Peki Ya Sistem Düzelmek İstemiyorsa?

Sürdürülebilirlik sektörü, çözmeyi iddia ettiği krizden daha hızlı büyüyor.
Ekolojik çöküş derinleştikçe, onu yönetmek üzerine kurulan pazar da genişliyor.

Bu durum rahatsız edici bir soruyu akla getiriyor: Peki ya sistem sorunu ortadan kaldırmak için değil, onu sürdürmek için tasarlanmışsa?


Fransız filozof Michel Serres, 1980 tarihli Le Parasite (Parazit) kitabında sarsıcı bir iddia ortaya atar. Parazit, bir sisteme sızan dışsal bir anomali değildir. Aksine, sistemin kendisinin kurucu bir unsurudur.

Serres, "parazit" kelimesinin üç anlamını (biyolojik organizma, sosyal asalak ve iletişimdeki gürültü) üst üste bindirir. Bu katmanlaşma, ürkütücü bir örüntüyü açığa çıkarır: Her düzenli ilişkinin altında asimetrik bir sömürü zinciri yatar. Parazit konağını yok etmez; onu dönüştürür, genellikle de kendi lehine.

Peki bunun sürdürülebilirlik sektörüyle ne ilgisi var?

Kriz Derinleştikçe Büyüyen Bir Ekonomi

Küresel ESG danışmanlık pazarı 40 milyar doları aşmış durumda ve 2030 yılına kadar 80 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Karbon piyasaları, sertifikasyon şemaları, ESG veri sağlayıcıları ve raporlama yazılımları da eklendiğinde yüz milyarlarca dolarlık bir endüstri ortaya çıkıyor.

Ancak bu sektörü besleyen şey nedir? Sürdürülemezliğin ta kendisi.

Ekolojik kriz ne kadar derinleşirse, pazar o kadar büyür. Eğer emisyonlar düşseydi, biyolojik çeşitlilik kaybı dursaydı ve su stresi azalsaydı, sektörün varlık nedeni küçülür, hatta temelden değişirdi.

Bu durum kötü niyet gerektirmez.

Ivan Illich gibi düşünürler, modern kurumların "sorun üreten" doğasını analiz etmişlerdir. Kurumların genellikle sorunları çözmek amacıyla yola çıktığını, ancak zamanla o sorunları yeniden üreten mekanizmalara dönüştüğünü savunmuştur.

Sürdürülebilirlik sektörü de benzer şekilde işliyor. Sürdürülemezliği ölçülebilir, yönetilebilir ve izlenebilir bir şeye dönüştürerek kendini idame ettiriyor. Bu sistem sorunu tamamen ortadan kaldırmak için değil, onu yönetilebilir kılmak için tasarlanmıştır.

Bu bireysel bir ahlaki başarısızlık değil, yapısal bir durumdur.

Sistemin içindeki herkes (ben dahil) gerçekten daha iyi sonuçlar istiyor olabilir. Ancak sistem sonuçları değil, süreçleri ödüllendirir.

Daha Fazla Veri, Daha Az Anlam: Sürdürülebilirlik Gürültüye Dönüştüğünde

Serres'in parazit tanımındaki üçüncü anlam iletişimdeki gürültüdür.

Bilişim kuramından biliriz ki —Claude Shannon sayesinde— bir mesaj kanalın kapasitesini aştığında bilgi taşımayı bırakır ve gürültüye dönüşür.

Sürdürülebilirlik sektörünün ürettiği tam olarak budur.

Ortalama bir halka açık şirketin bugün ürettiği sürdürülebilirlik verisi hacmi, on yıl öncesine göre katbekat fazla. Çerçeveler çoğaldı: GRI, TCFD, CSRD, CDP…

Ancak daha fazla veri, daha iyi kararlara yol açmadı.

Aksine, veri bolluğu genellikle eylemsizliği meşrulaştırdı. "Henüz yeterli verimiz yok" cümlesi, ertelemenin en rafine biçimi haline geldi.

Sonuçlar ortada: Daha fazla raporlama, daha fazla çerçeve, daha büyük bir endüstri; ancak küresel emisyonlar rekor kırmaya devam ediyor.

Korelasyon nedensellik değildir; fakat sektörün büyümesinin sorunun devamlılığıyla paralellik göstermesi, genişlemenin çözümle değil krizin kronikleşmesiyle uyumlu olduğunu düşündürüyor.

Strateji Olarak Karmaşıklık: ESG Sistemlerinden Kim Yararlanıyor?

Çerçevelerin karmaşıklığı bir doğa yasası değil, bir tasarım tercihidir.

CBAM'ın teknik detaylarını, CSRD'nin çift önemlilik ilkesini veya AB taksonomisinin tarama kriterlerini düşünün. Her birinin meşru bir amacı var. Ancak bu karmaşıklık düzeyi gerçekten gerekli mi?

Yoksa standart belirleme süreçlerinde yer alan sektör aktörleri (danışmanlar, derecelendirme kuruluşları, yazılım sağlayıcıları, denetim şirketleri) yapısal olarak bu karmaşıklığı koruyor mu?

Türkiye örneği bunu somut kılıyor. CBAM ile ihracatçılar büyük bir uyum baskısıyla karşı karşıya. Ancak çoğu şirket içeride kapasite inşa etmek yerine dışarıdan hizmet alıyor. Bilgi transfer edilmiyor, kiralanıyor. Hizmet sağlayıcı gittiğinde kurumsal hafıza yok oluyor.

Bu bir kapasite inşası değil, bağımlılık inşasıdır. Ve sektörün bu bağımlılığı sürdürmek için yapısal teşvikleri vardır.

Sonuç: Entelektüel Dürüstlük Zamanı

Bu makale de bu sektörün bir parçasıdır. Sürdürülebilirlik hakkında yazmak bile onun gürültüsüne katkıda bulunur.

Ancak bunu kabul etmek bir kabulleniş değil, daha dürüst bir noktadan başlama çabasıdır.

Belki de ihtiyacımız olan daha fazla veri değil, daha az ama daha anlamlı veridir.
Daha fazla çerçeve değil, daha az ama daha erişilebilir olanlardır.
Daha büyük bir endüstri değil, daha küçük ama daha etkili olanıdır.

Bununla dürüstçe yüzleşmeliyiz. Aksi takdirde sürdürülebilirlik sektörü, Serres'in parazitinden farksız kalacaktır.

Konağını dönüştürdüğünü iddia eden ama nihayetinde onunla beslenen bir yapı.


Paylaş

İlgili yazılar